İyi Polis Kötü Polis…

Yıl 2012…Sektörün majör yapımcılarından ikisinin sahibi televizyona çıkıyor ve sektörün sorunlarını konuşuyor. Komik olan şu ki, yıllar sonra Yılmaz Erdoğan da çıkıp uzun dizi sürelerinden şikâyet etti. İnsan ister istemez soruyor: “Madem uzun sürelerden şikâyetçiydiniz, neden hem yazıp hem de oynadığınız İnci Taneleri gibi bir işe girdiniz?” Neyse… Gelelim o iki yapımcının söylediklerine. Diyorlar ki: “Yeni hikâyeler, yeni yazarlar çıkmıyor.” İnsan gülüyor tabii… Çıkmıyor mu, yoksa çıkarmıyor musunuz? O dönem İstanbul’da bir kafede garsonluk yapıyorum. Bir yandan da yazdığım senaryoları yapımcılara gönderiyorum. Elbette sektörün ahbap-çavuş ilişkileriyle döndüğünü biliyordum ama insan yine de yeteneğine güvenmek istiyor. Aslında tamamen referanssız biri için fena da gitmiyordu. Bazı projelerim masada kaldı, bazıları çekim aşamasında iptal oldu ama yine de birtakım kapılar aralanıyordu. Ben de hemen yeni bir proje hazırlayıp o iki yapımcıya gönderdim. Birkaç gün sonra mekâna gelen bir müşteri ile sohbet ederken konu birdenbire dizi işlerine gelince bende senaryo yazdığımı söyledim. O da benim proje gönderdiğim yapımcılardan birinde çalışan kız arkadaşından söz etti ve sağ olsun hemen yanımda aradı. Hoparlörü de açtı. Kadının söylediği cümleyi hâlâ unutamıyorum: “Emeğine yazık, göndermesin. Gelen dosyaları çöpe atıyoruz.” Dışarıdan bakan biri buna “iş olmayınca sektöre sallıyorlar” diyebilir. Ama sektöre girmeye çalışan insanlar bunun ve benzeri şeylerin sıklıkla yaşandığını çok iyi bilir.

Şimdi gelelim olması gerekene… Yıl 2010. Ankara’da bir büfede çalışıyorum. Boş zamanlarımda da büfedeki bilgisayardan senaryo yazıyorum. Büyük bir cahil cesaretiyle, İngilizcesi iyi olan kuzenimin yardımıyla Hollywood’un majör yapımcılarına senaryolar gönderdim. Yaklaşık üç hafta sonra büyük zarflar gelmeye başladı. Gönderdiğim yapım şirketlerinin bölüm sorumlularından, ıslak imzalı resmî yazılar… (Linkedin sayfamda mevcut) Hepsinde aşağı yukarı şu yazıyordu: “Bireysel başvuru kabul etmiyoruz. Talep etmediğimiz sürece lütfen senaryo göndermeyiniz.
Gönderdiğiniz dosyaları yalnızca içeriğini anlamak amacıyla açıp inceledik. İlginize teşekkür ederiz.” Evet onlarda kabul etmemişlerdi ama en azından projemi çöpe atmayıp bana resmi bir yazıyla geri iade etmişlerdi.

Elbette Hollywood kusursuz değil. Orada da insanlar engelleniyor, yollar kapanıyor, egolar savaşıyor. Bu sektörün doğasında bunlar var. Ortada büyük paralar ve büyük egolar dönüyor.

Ama bizdekiyle oradaki arasındaki fark şu: Onlar sektör yönetiyor, biz piyasa idare ediyoruz. Bizde sürekli “Hollywood’la teknik olarak kafa kafayayız” deniyor. Bence bu biraz abartı. Evet, çok yetenekli oyuncularımız, yazarlarımız, yönetmenlerimiz var. Yeşilçam döneminde bile yokluk içinde büyük işler çıkarıldı. Sorun yetenekte değil. Sorun sistemde. Bizim tarihimiz, kültürümüz, anlatacak hikâyelerimiz Hollywood’un elinde olsa adamlar 500 yıl içerik sıkıntısı çekmez. Adamlar kötü işler de yapıyor ama öyle büyük işler çıkarıyorlar ki bütün açığı kapatıyorlar. Bizde ise tablo belli: Komedi gönderme. Polisiye gönderme. Bilim kurgu gönderme. Fantastik gönderme. Ne verelim abime? Şehirli ama mağdur kadın hikâyesi… Tamam, yurt dışına dizi satıyoruz. Evet, komedi her ülkeye aynı şekilde işlemeyebilir. Çünkü mizah kültüre göre değişir. Ama sırf bir formül tuttu diye aynı hikâyeleri ısıtıp ısıtıp önümüze koymak da artık yaratıcılık değil; risksiz para kazanma alışkanlığıdır.

Ezcümle… Ekranlara kim çıkıyorsa söylediklerini dinleyin ama çok da itibar etmeyin. Bu piyasa iyi polisiye işler yapamıyor olabilir. Ama iyi polis-kötü polisi çok iyi oynuyor.

Görüşmek üzere…
Arslan Yıldız

İlişkili Haberler

Siz Hepiniz, Ben Tek