Küllerinden Doğan Bir Başkaldırı

Karşımızda adeta "Düzyazının Dante’si" duruyor. İtalya’nın bu hırçın ve aykırı kalemi Giovanni Papini’nin eseri, benim gözümde kurgusal bir roman olmaktan çok öte bir yerde. Bu kitap; yazarın kendi zihninin derinliklerine, devasa egosuna ve derin hayal kırıklıklarına yaptığı amansız, çıplak bir otobiyografik ve felsefi yolculuk…

Eserin kurgusundaki en çok etkilendiğim unsurlardan biri, bölümlerin adeta bir senfoni gibi müzikal tempolara (Andante, Allegro vb.) göre ayrılmış olmasıydı..Bu yapı, metni sadece okunacak bir kitap olmaktan çıkarıp edebi bir başkaldırının ve entelektüel bir çöküşün manifestosu haline getiriyor…

Kitap, ironik adının aksine benim için asla teslim olmuş bir adamın hikayesi değil... Aksine, İtalya'da kendisi için "tükendi, bitti" diyen tüm o çevrelere karşı muazzam bir meydan okuma… Papini adeta, "Ben daha bugün doğuyorum, en iyisi şimdi başlıyor!" diyerek küllerinden yeniden doğmayı seçiyor…

Okurken nevrotik, deli-dahi ve son derece kibirli bir zihinle karşı karşıya kalıyorsunuz… Ancak bu kibrin yanında, yazarın kendi çelişkileri karşısında gösterdiği o acımasız dürüstlük beni en çok sarsan şey oldu…

Bu eser okuyucu olarak beni net bir sevgi ya da nefret duygusunda bırakmadı; zaten kitabın başarısı da tam olarak burada yatıyor…Papini, insan ruhunun en karanlık kibir odağı ile en nahif kırılganlık noktası arasında mekik dokurken, bizleri de o girdabın içinde adeta un ufak ediyor…Kesinlikle kolay unutulmayacak, zihni hırpalayan bir edebi deneyim…

Okuyun derim…