Teknoloji Tarihinin En Pahalı İntiharı
Featured

Teknoloji Tarihinin En Pahalı İntiharı

Teknoloji Tarihinin En Pahalı İntiharı: Philips’in Ellerinden Kayıp Giden Gelecek

Hikaye, 1891 yılında Hollanda’nın Eindhoven kentinde, Gerard Philips ve babası Frederik'in karbon filamanlı lambalar üretmek için kurduğu küçük bir atölyede başladı. Philips, sadece bir ampul üreticisi değil, Avrupa’nın sanayi devrimini aydınlatan, radyonun sesini kitlelere ulaştıran, kaset bandını ve CD’yi icat ederek müziği dijitalleştiren bir teknoloji imparatorluğuydu. Ancak bugün 134 yıllık bu dev, yaklaşık 18 milyar dolarlık piyasa değeriyle, odağını tamamen medikal cihazlara ve kişisel bakım ürünlerine indirgemiş durumda. Bu mütevazı tablonun ardında ise, Philips’in elinin tersiyle ittiği ve bugün toplam değeri 1,5 trilyon doları aşan üç evladının —ASML, TSMC ve NXP— trajik gölgesi asılı duruyor.

Philips, modern dünyayı mümkün kılan makineleri icat edip, küresel çip fabrikalarını kurup, sonra da "bu iş çok karmaşık ve masraflı" diyerek masadan kalkan bir kumarbaz gibi teknoloji tarihinin tozlu sayfalarına geçti.

Barakalardan Doğan Tekel: ASML

Her şey 1970’lerin başında Philips’in efsanevi NatLab laboratuvarlarında başladı. Mühendisler, o dönem için bilim kurgu sayılan Fotolitografi üzerine çalışıyorlardı. Fotolitografi, en basit anlatımıyla, devasa devre şemalarını ultra hassas ışık ve lensler kullanarak mikroskobik boyutlara indirmek ve bir silikon plaka üzerine "yansıtarak" kazımaktır. Eğer bugün telefonunuzun içindeki işlemcide milyarlarca transistör varsa, bunu fotolitografiye borçlusunuz.

1984 yılına gelindiğinde Philips yönetimi, bu makinelerin çok pahalı olduğunu düşünerek birimi dışarı itti ve ASML kuruldu. Philips bu yeni girişime sadece nakit değil, on yılların birikimi olan kritik ışık, lens ve hassas mekanik patentlerini de hibe etti. Philips'in o dönemki CEO'su Wisse Dekker, bu tür ortaklıkların "maliyetleri paylaşmak ve odaklanmak" için tek yol olduğunu savunuyordu. Oysa 2004 yılında Philips elindeki son hisseleri sattığında, bugün 300 milyar dolar değerinde olan ve dünyada alternatifi bulunmayan EUV (Aşırı Ultraviyole) makineleri üzerindeki tüm haklarından vazgeçmişti.

Morris Chang ve Tayvan Kumarı: TSMC

Aynı vizyoner ama kararsız duruş, Tayvan’ın kaderini de değiştirdi. 1987 yılında, yarı iletken dünyasının dâhisi Morris Chang, sadece başkalarının tasarımlarını üretecek bir "dökümhane" (foundry) kurmak istediğinde, dünya bu modele gülüyordu. Kimse üretim teknolojisini paylaşmak istemezdi. Philips hariç.

Philips, TSMC’nin kuruluşunda %27,5 hisse ile masaya oturan tek büyük aktör oldu. Morris Chang, yıllar sonra verdiği bir röportajda o günleri şöyle anlatacaktı: "Philips olmasaydı, TSMC hiçbir zaman bu meşruiyeti kazanamazdı. Onlar sadece para değil, teknoloji ve üretim disiplini de getirdiler." Philips yönetimi ise o dönemde bu ortaklığı "Uzak Doğu pazarında bir ayak izi bırakmak" olarak görüyordu. Ancak 2000’lerin başında Philips’in borç yükü artınca, yönetim "çip işi çok dalgalı" bahanesine sığındı. 2008 yılına gelindiğinde TSMC’deki son paylarını da sattı. Bugün TSMC, 800 milyar dolarlık bir devken; Philips, bir zamanlar kurduğu bu devden çip alabilmek için sıraya giren bir müşteriye dönüştü.

Öz Evladın Tasfiyesi: Philips Semiconductors’tan NXP’ye

Bu tasfiye operasyonunun en hüzünlü halkası ise bizzat Philips’in kendi içindeki dev birimi olan Philips Semiconductors idi. 1953’ten beri Philips’in kalbi olan bu birim, dünyadaki her iki televizyondan birinin işlemcisini üretiyordu. Ancak 2006 yılında Philips CEO’su Gerard Kleisterlee, "Philips artık sadece sağlık ve yaşam tarzına odaklanan bir şirket olacak, yarı iletkenlerin yüksek riskinden kurtulmalıyız" diyerek tarihi bir imza attı.

Şirketin %80,1 hissesi, aralarında KKR, Bain Capital ve Silver Lake Partners gibi devlerin bulunduğu bir özel sermaye konsorsiyumuna 8,3 milyar dolara satıldı. Satış sonrası adı NXP (Next Experience) olarak değiştirilen bu birim, bugün özellikle otomobil çipleri ve NFC (temassız ödeme) teknolojilerinde dünya lideri ve yaklaşık 70 milyar dolar değerinde.

1,5 Trilyon Dolarlık Boşluk

Verilerle konuşmak gerekirse, Philips’in kaybettiği potansiyel akıl almaz boyutlardadır. Eğer Philips, kurucusu veya ana ortağı olduğu bu üç şirketi elinde tutsaydı, bugün piyasa değeri 1,5 trilyon doları aşan, petrol ve yazılım devlerini dize getiren, Avrupa’nın tek "trilyon dolarlık" teknoloji imparatorluğu olacaktı.

ASML’nin makineleriyle dünyayı tasarlayan, TSMC’nin fabrikalarıyla dünyayı doyuran ve NXP ile her otomobilin içine giren bir güçten bahsediyoruz. Oysa bugün Philips, sattığı o devasa sağlık cihazlarının içine, bir zamanlar kendi kurduğu şirketlerden çip alabilmek için yalvaran, kendi icat ettiği teknolojinin müşterisi konumuna düşmüş bir "eski dev"dir.

Philips’in bu görkemli ama hüzünlü hikayesi, teknoloji dünyası için bir ibret vesikasıdır: Bir teknoloji, "bugün çok masraflı" diye terk edildiğinde, sadece bir kâr kaleminden vazgeçmiş olmazsınız; geleceğin üzerinde kuracağınız egemenlikten de vazgeçmiş olursunuz. Philips, modern dünyanın "işletim sistemini" yazdı ancak o sistemin lisansını, sistem patlamadan hemen önce bedavaya yakın bir fiyata devredip odadan çıktı.

Bugün Philips'in elinde kalan sadece bir "sağlık markası"yken, onun terk ettiği çocuklar dünyayı yönetiyor. Sence bir yöneticinin en büyük hatası "riski yönetememek" midir, yoksa riskten tamamen kaçarak geleceği satmak mı?

Türker Yakup

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.