Güneşi Görmekten Korkanlar

Güneşi Görmekten Korkanlar

Tanrının gücüne gitmesin ama ben kadın olmak istemiyorum. Bıktım. Susmaktan bıktım. Sözümün dinlenilmemesinden bıktım.

Kadın olduğum için beklemekten bıktım. Evde oturmaktan, okuyamamaktan, dövülmekten bıktım. Köle olmaktan, hep alçak görülmekten bıktım. “Kadınsın yapamazsın sen.” Taşıyamazsın, gücün yetmez. Başaramazsın. Kadınsın çünkü. Gülemezsin. Bakamazsın.

Sahiden kadın dediğin nedir? Hizmetçi mi? Köle mi? Yoksa masa mıdır kadın? Sonuçta bu ülkede bir masa bile tecavüze uğrayabilir. Sonra da “örtüsü yoktu” derler. Vücudum hakkında herkes söz sahibi zaten. Çünkü kadının vücudu herkesindir, öyle değil mi? Biliyorum, yemek yemeyi sevmenin bile suçluluk hissettirdiğini. Çoğu kadının evlenmek istemesinin sebebi evden kaçabilecek olmaları. Aynı evcil bir kuşun kafesten kaçtığı gibi…

Sonra kuş kafesten kaçtığını ve özgür olduğunu düşünüyor. Bilmez ki… Bilmez ki kafesten kaçarken dipsiz bir kuyuya düştüğünü. Kapkaranlık, uçsuz bucaksız bir kuyuya. Bağırsan da duymayacaklar seni. Kanadın vardı değil mi? Hatta o kanatlarla uçmuştun kafesinden, hani hatırladın mı? Artık kanatların da yok çünkü tek tek kırdılar kanatlarını.

Şimdi iki ihtimalin var. Ya ölümü bekleyeceksin ya da susacaksın. Bir daha gülmeyeceksin. Ev temizleyeceksin. Yemek yapacaksın ama yemeğin tuzu fazla olursa yemezler, bir daha dayak yersin. Az mı koydun tuzu, o zaman da dalga geçecekler seninle. “Unutmuşsun ya o tuzu, ne kadar komik.” Belki onun için de dayak yiyeceksin. Bu ülkede iki gram tuz için ölen kadınlar da var. Ağlayamazsın. Onlar timsah gözyaşları… Ağladığın için de dövecekler seni. Bazen sustuğun için dövecekler.

Yani ikinci ihtimalde, kocan emekli olduğunda sen de dayaktan emekli olacaksın. Ama bitecek. Bittiğinde senin ömrünün bitmesine on beş, bilemedin yirmi sene kalmış olacak. O zamana kadar çocukların büyümüş, evlenmiş, çocuk sahibi olmuş olacaklar. Sonra ne olacak biliyor musun? Sen de kızına aynısını yapacaksın. Aslında seni de öldürdüler, sadece sen öldüğünün farkında bile değilsin. Şimdi kızında sıra. Bakalım o nasıl ölecek?

Belki bir umut kızını kurtarırsın. Gerçi sana gençken öğüt verenler vardı; o karanlık kuyunun içinde çığlıklarını duyan ama cevap vermeyenler. “Erkektir yapar” diyenler. Dayanman gerektiğini söyleyenler. Çünkü sen bir kölesin. Senin vücudun da sözlerin de düşüncelerin de ona ait sanıldı.

Ben hâlâ kafesimdeyim. Ve artık itiraf ediyorum, özgür olmak istemiyorum. Çünkü o karanlık kuyu beni korkutuyor. Görmemekten korkuyorum. Ölmekten korkuyorum. Büyümek istemiyorum. Gerçi kadın olunca ölümün yaşı da olmuyor. Haberlerde görüyoruz.
Ama umudum var. Güneşi görebilenler var. Onlara sesleniyorum: lütfen arkanızı dönmeyin. Bir insan bin umuttur. Bir söz bir hayatı değiştirebilir. Bizler dünyayı değiştirebiliriz. Belki bugün değil, belki yarın da değil. Ama güneşini kaybetmeyenlerin durup arkasına bakması bile karanlığın sonsuza kadar sürmediğini hatırlatır. Bizler dünyayı değiştirebiliriz. Çünkü yönümüz belli: güneş.